Uluslararası Bankacılık ve Kredi Faaliyetlerinin Gelişimi

Uluslararası Bankacılık ve Kredi Faaliyetlerinin Gelişimi
Uluslararası Bankacılık ve Kredi Faaliyetlerinin Gelişimi

Uluslararası Bankacılık, uluslararası finansal ve ekonomik işlemlerdeki bankacılık işlemlerine aracılık faaliyetlerini kapsamaktadır. Bu faaliyetler banka müşterileri arasındaki fon akımlarını ve günümüz global bankacılık faaliyetleri kapsamında finansal kaynakların transferini içerir. Dolayısıyla uluslararası bankacılık ülke gruplarındaki finansal ve ekonomik şartlarla karşılıklı bağımlılık içindedir.

Uluslararası Bankacılık ve Kredi Faaliyetlerinin Gelişimi
Uluslararası Bankacılık ve Kredi Faaliyetlerinin Gelişimi

Uluslararası Bankacılığın Tarihsel Gelişimi

Uluslararası bankacılık faaliyetlerinin Avrupa’da ortaçağda İtalyan bankalarınca başlatıldığı bilinmektedir. İtalyan bankaları (merchant) bankacılık anlayışı içinde faaliyet gösterirlerken, büyük Avrupa şehirlerini de kapsayan geniş bir ticari ve finansal ağa sahip olmuşlardır.

Onaltıncı yüzyılda Alman bankaları uluslararası finansman alanında liderliği ele geçirmişlerdir. Hindistan ticaret yolunun keşfedilmesi ve Güney Asya piyasalarına açılmalarıyla Alman bankaları uluslararası finansmanda önemli avantajlar sağlamışlardır. Bu yolların daha sonra Portekizliler tarafından keşfi ve kullanımı, ticari faaliyetleri Akdeniz’den Atlantik kıyılarına kaydırmıştır. Bu gelişmeler Avrupa’da karmaşık bir uluslararası para piyasasının doğuşuna neden olmuştur. Alman bankaları, faaliyetlerini bu merkezlere kaydırarak uluslararası bankacılıkta gücünü korumaya çalışmışlardır.

1600’lerde Amsterdam dünyanın ekonomik merkezlerinden biri haline geldiğinden, Hollanda bankaları uluslararası finansmanda ön plana geçmişlerdir. Ancak, İngiltere’nin 18. yüzyılın başlarında finans piyasalarında etkin bir güç haline gelmesi, Hollanda’nın bu konudaki önemini yitirmesine neden olmuştur. 19. yy. boyunca uluslararası bankacılık faaliyetleri İngiliz sömürgeciliği tarafından yönlendirilmiştir. Endüstriyel devrimin ilk başladığı yer olması, İngiltere’ye endüstriyel ve finansal sermayesini dünyanın çok geniş bir bölgesine yayma imkânı sağlamıştır. Bu dönemlerden I. ve II. Dünya Savaşları arasındaki döneme dek, İngiltere bankaları uluslararası finansmanda büyük önem kazanmışlardır.

ABD, Kanada ve Japonya gibi uluslar ise, ancak 19. asrın ortalarında uluslararası bankacılık işlemlerine yönelebilmişlerdir. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra, uluslararası bankacılık alanında gelişmelerde en büyük pay ABD bankalarına aittir.

I960’lı yıllardan itibaren gelişmekte olan ülkelerin büyük ölçekli bankalarının uluslararası bankacılık faaliyetlerine katılmaları, bu alanda yeni gelişmelere yol açmıştır. Daha önceleri endüstrileşmiş ülkelerin birkaç büyük bankasından oluşan uluslararası bankacılık endüstrisinin oligopolistik yapısı, yeni bankaların katılmalarıyla değişime uğramıştır.

Uluslararası ticaret ve yatırım düzeyindeki artışlara bağlı olarak, bankaların değişik örgütsel yapıları kullanmaları sonucunda uluslararası bankacılık faaliyetleri hızla gelişmiştir. 1960’larda kontrollerden uzak euro-para piyasasının oluşmasıyla başlayan bu tür bankacılık, I970’li yıllarda yapısal bir değişikliğe uğramıştır. Petrodolarların dev boyutlara ulaşması ve birçok ülkenin ödemeler bilançosunu denkleştirme sürecinde finansman ihtiyacının artışı, bu değişikliğe neden olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerin borçlarını ödeyemeyeceği korkusu, maliyetlerin artışı ve ulusal bankacılık piyasalarında rekabetin artışına bağlı olarak I980’li yıllarda ortaya çıkan kriz tehlikesi, uluslararası faaliyette bulunan birçok bankayı stratejilerini yeniden gözden geçirmeye zorlamıştır. Bu nedenle günümüzde uluslararası bankacılık endüstrisi selektif işlemlere ve güvenliği ön planda tutan faaliyet alanlarına ağırlık vermeye başlamıştır.

Uluslararası Bankacılığı Gerekli Kılan Faktörler

Uluslararası bankacılığa geçiş süreci ilgili ülkenin, bankalarının özelliklerine ve dışsal faktörlere göre çeşitlilik göstermektedir. Uluslararası bankacılığa geçişi belirleyen bazı temel faktörler şunlardır:

Ülkenin Dış Ticaret Hacmi ve Ticaret Hacminin Kompozisyonu
Uluslararasılaşmayı etkileyen en önemli faktörlerdendir. Banka, müşterisini takip ederek yabancı piyasaya girip geçen sürede uluslararası bankacılık faaliyetlerine yönelebilmektedir. Örneğin, ABD bankalarının 1914-1920 yılları arasında Güney Amerika’daki şube sayılarının artışıyla ABD’nin dünyanın bu bölgesine olan ticaretinin artışı arasında pozitif ilişki olduğu görülmektedir. Belirtilen yıllar arasında ABD’nin bu bölgeye olan ticaret hacmi 1,74 milyon $’dan 10 milyon $’a çıkarken, şube sayısı da 6’dan 122’ye yükselmiştir.

Firmaların Faaliyetlerini Uluslararası Alana Yöneltmeleri
İlgili ülkenin ticari bankalarının uluslararası faaliyetlerinin gelişmesine neden olmaktadır. Bu bankalar, hem müşteri ilişkilerini kaybetmemek, hem de yeni deneyimler ve olanaklar elde etmek amacıyla dışa açılma ihtiyacı duymaktadır. Örneğin, 1928-1975 yılları arasında ABD firmalarının doğrudan yabancı yatırımları 7,5 milyon $’dan 133,2 milyon $’a yükselmişken, ABD bankalarının yabancı şube sayıları da 107’den 732’ye çıkmıştır.

Ulaşım ve Haberleşmedeki Teknolojik Gelişmeler
Bankaların İşlemlerini kolaylaştırarak, yabancı piyasalar ve müşterilerle daha kolay ve hızlı ilişki kurmalarını mümkün kılmıştır.

Avrupa Para Piyasalarının Gelişimi
Avrupa para piyasalarının gelişimi de uluslararası bankacılığın yapısını değiştiren faktörlerdendir. Özellikle uluslararası bir finans merkezi olan Londra’da birçok banka, şube açmanın veya başka bir tip bankacılık kurumu oluşturmanın kârlı olduğunu gördüğünden, hızlı bir şekilde bu merkeze yönelmiştir.

Uluslararası Fon İhtiyacı
Bankaların belli finans merkezlerine yönelmesinin bir nedeni de, plasmanları için fon temin etmektir. Örneğin büyük ölçeklilerin yanında, orta ölçekli birçok ABD bankası, 1960 ve 1969 yıllarında olduğu gibi şiddetli kredi sıkıntısının çekildiği dönemlerde merkezlerine Eurodolar akışı sağlamak amacıyla Avrupa’nın finansal merkezlerinde şube açmaya başlamıştır.

Yabancı Ülkenin Ekonomik Potansiyeli ve İzlediği Politikalar
İlgili ülkede bankacılık faaliyetlerinin kârlı duruma gelmesi, bankanın uluslararasılaşmasını etkileyebilmektedir. Aynı zamanda ilgili ülkedeki vergi mevzuatının yabancı bankalar açısından cazip hale getirilmesi, bu bankaların faaliyetlerinin bu bölgelerde yoğunlaşmasını hızlandırmaktadır.

Yabancı Ülkelerdeki Mevzuat ve Uygulanan Yasal Düzenlemeler
Yabancı ülkelerdeki mevzuat ve uygulanan yasal düzenlemeler, uluslararası bankacılığa geçişi belirleyen bir diğer faktörtür. Yasal kısıtlamalar hem kurumsal, hem de işlevsel olarak bankacılığın uluslararası gelişimini etkilemektedir. Bazı bankacılık kurumlarının gelişimi kısıtlanırken, bazı bankacılık işlemlerine uluslararası fon giriş-çıkışını dengelemek amacıyla sınırlamalar getirilmektedir.

Bazı ülkelerdeki yasal kısıtlamalar şu şekilde belirtilebilir;
Amerika Birleşik Devletleri’nde 1978 yılına kadar yabancı bankacılık faaliyetlerine uygulanacak genel bir federal bankacılık yasası bulunmamaktadır. Bu yüzden yabancı bankalar çok çeşitli eyalet yasalarına tabi idiler. 1978 yılında Uluslararası Bankacılık yasasının (International Banking Act., IBA) yürürlüğe girmesiyle ulusal bankalarla yabancı bankalar arasındaki fark kaldırılmış ve yabancı bankalarla ilgili düzenlemeler getirilmiştir. Böylece yabancı bankalara da ulusal bankalara getirilen kısıtlamalar uygulanmaya başlanmıştır. Uluslararası Bankacılık Yasası, yabancı bankalara, Birleşik Devletler’in bankalarına ve Bank Holding Company’lerine uygulanan ticaret yapmama, ticari kuruluşlara iştirak edememe, sigortacılıkla uğraşmama, menkul değer işlemlerinden uzak durma gibi yasak ve kısıtlamaların aynen uygulanmasını uygun görmüştür.

Yabancı bankaların ABD’de sahip olabilecekleri kurumlar; şube ve ajanstır. Şubeler mevduat kabul edebilir, kredi açabilir, gayri nakdi kredi işlemlerinde bulunabilirken, limitli şubeler, mevduat kabulünde bazı kısıtlamalara tabidir. Ajansların şubelerden farkı kredi verebilmelerine karşılık, mevduat kabul etme yetkilerinin olmamasıdır.

Kanada da yabancı bankalar ulusal bankalara uygulanan yasal çerçeve içinde faaliyette bulunmak zorundadırlar. Bunun yanında yabancı bankaların konsolide aktiflerinin toplamına sınırlama getirilmiştir. Ayrıca “Mütekabiliyet İlkesi” geçerli olduğu için yabancı bankalar belli şartlar altında ortak banka kurmayı tercih etmektedir.

Avrupa Ekonomik Topluluğu’nda yabancı bankalara yönelik düzenlemeler özde, topluluğun menfaatlerini ve faaliyetlerini kısıtlamama esası dikkate alınarak belirlenmektedir. Bununla beraber, bazı Avrupa ülkeleri global finansal bağımsızlıklarını korumak amacıyla yabancı bankaların aktif ve pasif kompozisyonuna ilişkin bazı sınırlamalar ve düzenlemeler getirmiştir. Örneğin Londra’da şube açma, ilgili yabancı bankaların başarılı şekilde faaliyette bulunabilmeleri için gerekli olan kaynak ve itibara sahip olup olmadığı konusunda Bank of England’ın olumlu görüşüne bağlıdır.

Çeşitli ülkeler yabancı bankacılık faaliyetleri konusunda değişik tutumlara sahiptir. Ulusal para ve sermaye piyasasının büyük yabancı bankaların kontrolüne girmesini önlemek amacıyla Meksika, Filipinler, Şili ve bazı Ortadoğu ülkeleri, yabancı banka şubelerinin açılmasını ya da ulusal bankalarda hisse sahibi olmalarını engellemekte ya da kısıtlamaktadırlar. Bazı ülkelerdeki düzenlemeler ulusal ekonomik politikalarla uyumludur. Örneğin; Malezya, Nijerya ve Kenya’da yabancı banka kredilerinin tahsisine yönelik düzenlemeler vardır.

Kosta Rika ve Yunanistan’da ise kredi ve mevduat faiz oranları konusunda yabancı bankalarla ilgili düzenlemeler söz konusudur. Japonya’da ise ulusal bankaları rekabete karşı koruma ve Mütekabiliyet Prensibine dayalı düzenlemeler uygulanmaktadır.

Bir önceki yazımız olan Banka Kredilerinde Gayrimenkul Rehni başlıklı makalemizde ipotek, kredi notu ve kredi teminatı hakkında bilgiler verilmektedir.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*


This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.